﻿<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><rss version="2.0"><channel><title>Makaleler</title><link>http://www.karadeniztip.com</link><pubDate>23.02.2012</pubDate><item><title>Çocukluk Çağı Künt Abdominal Travmaların Değerlendirilmesinde Bilgisayarlı Tomografi Ve Ultrasonografinin Karşılaştırılması</title><description>Giriş: Travmalı hastaların değerlendirilmesinde acil şartlarda çekilen ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi vazgeçilmez öneme sahiptirler. Hastane maliyetleri göz önüne alındığında her hastaya iki tetkikinde yapılmasının uygun olmayacağı açıktır. Amacımız pediyatrik travmalı hastaların değerlendirilmesinde ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografinin kıyaslanmasıdır.

Gereç ve Yöntem: 2006-2007 yılları arasında künt batın travması nedeniyle hastanemize başvuran ve ultrasonografi çekilen 56 hastanın dosyaları geriye dönük olarak değerlendirildi. 

Bulgular: Ultrasonografi çekilen 56 hastanın 15 (%26,8) tanesinde patoloji tespit edildi. 15 hastanın 11 tanesinin bilgisayarlı tomografilerinde de patoloji vardı, diğer 4 hastaya bilgisayarlı tomografi çekilmedi. Kalan 41 (%73,2) hastanın ultrasonografileri normaldi. Ultrasonografileri normal olarak değerlendirilen 24 hastaya bilgisayarlı tomografi çekildi. Bunların 14 (%58,3) tanesinde patoloji tespit edildi. 

Tartışma: Pediyatrik künt batın travmalı hastaların değerlendirilmesinde bilgisayarlı tomografinin ultrasonografiye göre daha hassas olduğu görülmüştür (p=0.001). Bunda, ultrasonografinin, yalancı negatif sonuçlarının fazla olmasının ve klinisyene, değerlendirebileceği bir görüntünün ulaşmamasının etken olduğu düşünülmüştür. Bilgisayarlı tomografide ise klinisyenin değerlendirebileceği bir görüntünün olması önemlidir. Sonuç olarak pediyatrik travmalı hastaların değerlendirilmesinde bilgisayarlı tomografinin ilk tetkik olarak kullanılması uygundur.
</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=wTis/yYh1VI=|cocukluk_cagi_kunt_abdominal_travmalarin_degerlendirilmesinde_bilgisayarli_tomografi_ve_ultrasonografinin_karsilastirilmasi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Comparısıon Of Computerızed Tomography And Ultrasonography In The Evaluatıon Of Chıldhood Abdomınal Blunt Traumas</title><description>Purpose: For the evaluation of patients with trauma, ultrasonography and computerized tomography are the most helpful methods in emergency service. Since performing both ultrasonography and computerized tomography for the same patient causes higher costs, one of them must be preferred. Our aim is comparison of those methods for the evaluation of the patients.
Methods: We evaluated 56 patients who admitted to our emergency service due to blunt abdominal trauma in years of 2006 and 2007
Results: In 15 (26.8%) of the 56 blunt abdominal trauma patients who were performed abdominal ultrasonography pathological findings were detected. In 11 of those 15 patients pathological changes were also detected in computerized tomography and 4 of the 15 patients were not performed computerized tomography. In 41 (73.2%) of the 56 patients normal ultrasonographic findings were detected. Twenty-four of those 41 patients were performed computerized tomography. In 14 (58.3%) of those 24 patients abdominal pathology was detected by computerized tomography
Conclusions: Performing computerized tomography for the blunt abdominal trauma patients is a more sensitive method compared to ultrasonography (p=0.001). In ultrasonographic examination false negative results are more common and no image is available for the evaluation by the clinician, so the sensitivity of ultrasonography may be low for that reasons. In computerized tomographic examinations presence of image for the evaluation by the clinician is very helpful for the sensitivity of the method. In conclusion, for the initial evaluation of the pediatric blunt trauma patients’ computerized tomography is a more proper diagnostic method.
</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=wTis/yYh1VI=|cocukluk_cagi_kunt_abdominal_travmalarin_degerlendirilmesinde_bilgisayarli_tomografi_ve_ultrasonografinin_karsilastirilmasi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Paget-schroetter Sendromu: 14 Hastanın Değerlendirilmesi</title><description>Amaç: Bu çalışmada, 15 yılı aşkın süredeki deneyimlerimiz ışığında primer aksiller-subklavian ven trombozundaki (Paget-Schroetter sendromu) tedavi protokollerini değerlendirmek ve literatürdeki verilerle sonuçlarımızı kıyaslamayı amaçladık. Yöntemler: Ocak 1993 ve Mart 2009 arasında Paget-Schroetter sendromu tanısı ile 14 hasta (4 erkek, 9 kadın, ortalama 34 yaş) kliniğimize başvurdu. Hastaların 4’ünde (%28.6) sendrom sağ taraf, 9’unda (%64.3) sol taraf ve 1’inde (%7.1) de bilateral yerleşimli idi. Hastalar ortalama 2 gündür (1-3 gün) devam eden üst ekstremitede şişlik ve ağrı şikayetleri ile başvurdular. Bütün hastalara göğüs tomografisi, aksiller-subklavian venleri içine alan Doppler ultrasonografileri alınarak medikal tedavi verildi. Bulgular: Bütün hastalarda medikal tedavi başarılı idi.  Bu hastalarda cerrahi veya trombolitik tedaviye ihtiyaç duyulmadı. Dört hastada standart intravenöz heparin tedavisi kullanıldı ve bu grupta ortalama iyileşme süresi 4 gündü (2-6 gün). İkinci gruptaki 10 hastaya düşük molekül ağırlıklı heparin (nadroparin calcium) kullanıldı ve ortalama iyileşme periyodu 2 gündü (1-3 gün). Her iki grupta da hastalar komplikasyon olmaksızın iyileştiler. Sonuç: Paget-Schroetter sendromu sık değildir, fakat teşhis anında acil tedavi gerektirir. Düşük molekül ağırlıklı heparin protokolü, bu sendromun komplikasyon olmaksızın hızlı ve kısa hastane yatış süresi ile tedavisini amaçlar.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=qtLdVlEqDBA=|paget-schroetter_sendromu:_14_hastanin_degerlendirilmesi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Paget-schroetter Syndrome: Revıew Of 14 Cases </title><description>Introduction: The aim of this study was to observe our experience in the treatment protocols of primary axillary-subclavian vein thrombosis (Paget-Schroetter syndrome) over a 15 year period and to compare our results with the data reported in the literature. Methods:. Between January 1993 and March 2009, 14 patients (4 male, 9 female, with an average age of 34 years) admitted to our clinic with Paget-Schroetter syndrome. The syndrome was right-sided in 4 (28.6%) patients, left-sided in 9 (64.3%), and bilateral in 1 case (7.1%). Patients admitted with the complaints of swelling of the upper arm and pain for a mean duration of 2 days (ranging between 1-3 days). All patients had a chest computed tomography, colour-coded doppler ultrasonography of axillary-subclavian veins and were managed with medical therapy. Results: In all patients medical therapy was successful. Neither surgery nor thrombolytic therapy were needed in these patients. In 4 patients standard intravenous heparin was used, and in this group mean recovery period was 4 days (ranging between 2 to 6 days). In 10 patients, as the second group, a low molecular weight heparin (nadroparin calcium) was used, and mean recovery period was 2 days (ranging between 1 to 3 days). In both groups all patients recovered without any complication. Conclusion: Paget-Schroetter syndrome is not frequent, but needs urgent treatment at the time of diagnosis. The low molecular weight heparin protocol aims to achieve rapid recovery of this syndrome without any complication, and with an acceptable hospital stay.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=qtLdVlEqDBA=|paget-schroetter_sendromu:_14_hastanin_degerlendirilmesi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Maksiler Sinüste Fibröz Displazi: Tanı Ve Tedavi</title><description>Fibröz displazi; bir veya çok sayıda kemiği tutan, sebebi bilinmeyen benign bir hastalıktır. Paranazal sinüslerin tutulması nadirdir. CT ve MRI aracılığı ile tanısı konabilir ve diğer osseo-fibröz lezyonlardan ayırdedilebilir. Tedavisi, belirgin klinik semptomlar veya tahammül edilemez estetik deformiteler görülene kadar geciktirilebilir. Tedavide, cerrahi tercih edilir. Olguda; 44 yaşında bayan hasta bir aylık yüzün sağ tarafında şişlik, yüzde asimetri ve ağrı şikayetleriyle başvurdu. Paranazal sinus bilgisayarlı tomografisinde; sağ maksiler sinüste daha çok hiperdens, yer yer hipodens alanlarla karakterize heterojen kitle görüldü. Biyopsi ile muhtemel fibröz displazi tanısı konuldu. Caldwell-Luc operasyonu ile tedavi edildi.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=ZimGWfXL2VE=|maksiler_sinuste_fibr0z_displazi:_tani_ve_tedavi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Fıbrous Dysplasıa Of The Maxıllary Sınus: Dıagnosıs And Treatment</title><description>Fibrous dysplasia is a benign disease of unknown cause that affects single or multiple bones. Involvement of the paranasal sinuses is rare. It can be diagnosed and differentiated from other osseo-fibrous lesions by CT and MRI. Its management is delayed until significant clinical symptoms or non-tolerated aesthetic deformities are present. Surgery is the treatment of choice. We report a 44-year-old woman who presented with complaints of right-sided facial swelling, facial asymmetry and pain for one month. Coronal computed tomography showed a heterogeneous mass of right maxillary sinus, characterized with more hyperdense and less hypodense areas. Biopsy was performed and presumptive diagnosis of fibrous dysplasia was reported. The patient underwent a successful Caldwell-Luc removal of the mass.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=ZimGWfXL2VE=|maksiler_sinuste_fibr0z_displazi:_tani_ve_tedavi</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Geriatrik Yaş Grubunda Elektif İnguinal Herni Tamiri</title><description>Bu çalışmada 65 yaş ve üzerindeki hastalarda elektif şartlarda uygulanan inguinal herni onarımı daha genç yaş grubundaki hastalarla karşılaştırıldı. Kliniğimizde 1 Ocak 2007-31 Kasım 2008 arasındaki inguinal herni tanısı ile elektif koşullarda opere edilen 151 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 46’ sı 65 yaş ve üzerinde iken(İleri yaş grubu: İYG) 105’ i 65 yaşın altında idi. (Genç ve orta yaş grubu: GOG).Çalışma sırasında mortalite kaydedilmedi ve hiçbir hastada operasyon sırasında komplikasyon gelişmedi. Hastaların 7(%4.6) tanesi ek kronik hastalıkları sebebi ile sınırlı anestezi ile opere edildi. İYG’ da ek bir kronik hastalığı olanlar çoğunlukta idi.(%76.6) ve postoperatif cerrahi komplikasyon bu grupta daha yüksek oranda görüldü (%21.2). İYG hastalar GOG göre ameliyattan önce hastanede daha fazla yatmak zorunda kalmışlardır fakat operasyonun süresi, post dönemde hastanede kalış süresi ve toplam hastanede yatış süresi açısından iki grup arasında fark gözlenmedi.
Sonuç olarak bu çalışmada geriatrik yaş grubunda yeterli hazırlık yapıldıktan sonra herni ameliyatının güvenli olduğu görüldü.
</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=5pTV4wGN4Qw=|geriatrik_yas_grubunda_elektif_inguinal_herni_tamiri</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Electıve Inguınal Hernıa Repaır In The Geriatrics Age
Groups
</title><description>In this study; elective inguinal hernia repair in patients aged 65 years or more (Elderly group=EG) were investigated, and were compared with those of the patients younger than 65-year (Younger group=YG). Between 1st january 2007 and 31th October 2008, in our clinic in Düzce School of Medicine, Düzce University. 151 elective inguinal herniorraphy operation were included in the  study. (46 pts in EG and 105 pts in YG). No mortality and no intraoperative surgical complications were recorded throughout the study. Seven patients (%4.6)  were operated on with local anesthesia because of coexistent concomitant disease. The rate of the patients with concomitant disease was higherst in EG(%76.6) . The rate of postoperative surgical complications were higer in EG than that of YG (%21.2) The patients who EG stayed longer in hospital than the YG. However, there were no differences between EG and YG regarding postoperative hospital stay and total hospitalization time.
	We conclude that elective inguinal hernia repair can be done in the geriatric age group after a careful preoperative preparation.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=5pTV4wGN4Qw=|geriatrik_yas_grubunda_elektif_inguinal_herni_tamiri</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Serviks Kanserinde İntrakaviter Brakiterapideki Güncel Gelişmeler</title><description>Serviks kanseri tedavisinde radyoterapi önemli bir yere sahiptir. Serviks kanserinde seçilecek olan tedavi modalitesi hastalığın evresine bağlı olarak değişmektedir. radyoterapi, erken evrelerde tek başına ya da cerrahiye adjuvan olarak uygulanabilirken lokal ileri evrelerde kemoradyoterapinin primer tedavi modalitesi etkinliği kabul edilmiştir. Lokal ileri evre serviks kanserinde radyoterapinin küratif bir tedavi seçeneği olması intrakaviter brakiterapinin sağladığı avantajlar doğrultusunda başarılabilmektedir. Eksternal radyoterapiye brakiterapi eklendiğinde hem lokal rekürrens hem de komplikasyonlar azalmaktadır. Brakiterapinin en büyük avantajı tümörlü dokulara yüksek doz radyoterapi uygularken çevre kritik dokuların korunabilmesidir. Amerikan Brakiterapi Topluluğu’nun yaptığı öneriler doğrultusunda yüksek doz hızlı (HDR) ve düşük doz hızlı (LDR) brakiterapi uygulamaları ve dozları standardize edilmiştir. Günümüzde yüksek doz hızlı brakiterapi uygulanabilme kolaylığı, tedavi süresinin kısa olması, radyasyona maruz kalma riskinin minimuma inmesi, küçük kaynaklar kullanılması ve doz optimizasyonuna olanak sağlaması gibi bazı avantajları nedeni ile düşük doz hızlı brakiterapiye göre daha çok tercih edilmektedir. İntrakaviter brakiterapi uygulamalarında kullanılan teknikler, aplikatörler, kaynaklar, doz referans noktaları farklı merkezlerde değişiklikler gösterdiği için Uluslararası Radyasyon Ölçümleri be Birimleri Birliği (ICRU) 38 numaralı raporunda bazı kurallar tanımlamıştır. Son yıllarda teknolojik gelişmelere paralel olarak 3 boyutlu görüntü kılavuzluğunda adaptif brakiterapi serviks kanserinde önemli bir tedavi seçeneği olmuştur. Tedavi süresince tümör boyutu değiştiğinden gross tümör volümü (GTV) ve klinik tümör volümü de (CTV) değişir. Görüntü kılavuzluğunda brakiterapi tedavi öncesi ve tedavi sırasında alınan görüntülere dayanarak uygulanır. Görüntü kılavuzluğunda brakiterapi ile risk altındaki organları daha iyi korunurken ve hedef hacime konformal bir doz dağılımı sağlamak gibi avantajları bulunması dolayısıyla, lokal ileri evre serviks kanseri tedavisinde giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. </description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=6eVJieCXFFg=|serviks_kanserinde_intrakaviter_brakiterapideki_guncel_gelismeler</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Curren Status Of Brachytheraphy For Cervıcal Cancer</title><description>Radiotherapy has an important role in the treatment of cervical cancer. The treatment modality for cervical cancer depends on the stage of the disease. Radiotherapy is accepted as the primary treatment modality in locally advanced disease, whereas in early stage disease it is accepted as adjuvant treatment after surgery. In locally advanced cervical cancer radiatiotherapy is a curative treatment option by the help of the intracavitary  brachytherapy. Local recurrences and complications are decreased when brachytherapy is used in conjunction with external beam radiotherapy. The most important advantage of brachytherapy is ability to apply higher doses to the tumoral tissues whereas sparing surrounding critical tissues. The American American Brachytherapy Society suggested some principal rules in order to make the planning dose distribution standard. Because of the advantages of high dose rate brachytherapy (HDR) over low dose rate brachytherapy (LDR), like ease of applicability, the short duration of treatment, minimizing radiation exposure, use of small resources and allowing homogenous dose distribution high dose rate brachytherapy became more popular. Since different brachytherapy techniques, applicators, sources and dose reference points are used in different centers in order to standardize all of these the International Radiation Measurement Units Union (ICRU) 38 report, the number has defined some rules. In recent years, in parallel with technological developments, image-guided 3-D adaptive brachytherapy (IGBT) became an important treatment option for cervical cancer. Image-guided brachytherapy is based on images taken before treatment and during treatment. Image-guided brachytherapy provides conformal dose distribution to the target volume while sparing nearby organs.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=6eVJieCXFFg=|serviks_kanserinde_intrakaviter_brakiterapideki_guncel_gelismeler</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Radyasyona Bağlı Gelişen Oral Mukozit Ve Tedavi Seçenekleri</title><description>Radyasyona bağlı gelişen oral mukozit, kanser tanısı ile baş-boyun bölgelerine radyoterapi ± kemoterapi uygulanan hastalarda rastlanan eritemli ve ülseratif lezyonları tanımlamaktadır. Oral mukozit, klinikte önemli bir yan etkidir ve radyoterapi uygulanan hastalarda önemli bir doz kısıtlayıcı faktördür. Mukozit lezyonları genellikle ağrılıdır, hastanın oral alımını ve yaşam kalitesini etkilemesi nedeni ile ciddi ekonomik zararları vardır. Mukozitin patofizlyolojisi multifaktöriyeldir ve karmaşıktır. Günümüzde oral mukozitin tedavisi semptomatiktir ve ağrının azaltılması, beslenme desteği ve iyi bir oral hijyenin sağlanmasını içermektedir. Düşük enerji düzeyinde lazer tedavisinin radyasyona bağlı gelişen oral mukozitte etkin olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=El054ACBmLE=|radyasyona_bagli_gelisen_oral_mukozit_ve_tedavi_secenekleri</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item><item><title>Radıatıon Induced Oral Mucosıtıs And Treatment Optıons</title><description>Radiation induced oral mucositis refers to erythematous and ulcerative lesions of the oral mucosa observed in patients with cancer being treated with chemotherapy and/or radiotherapy to fields involving the oral cavity. Oral mucositis is a clinically important and sometimes dose-limiting complication of cancer therapy. Mucositis lesions can be painful, affect nutrition and quality of life, and have a significant economic impact. The pathogenesis of oral mucositis is multifactorial and complex. Clinical management of oral mucositis is focused on palliative measures like pain management, nutritional support and maintenance of good oral hygiene. There are some studies showing the effectiveness of low-level laser treatment in the treatment of radiation-induced oral mucositis.</description><link>http://karadeniztip.com/webp/ktdArticle.aspx?ktdArticle=El054ACBmLE=|radyasyona_bagli_gelisen_oral_mukozit_ve_tedavi_secenekleri</link><pubDate>23 Şubat 2012 Perşembe</pubDate></item></channel></rss>
